Olasılık üzerine

<!–[if gte mso 9]> Normal 0 21 false false false TR X-NONE X-NONE

Balkon denizliğinde duran küllük ve kenarında, sırtını yaslamış bir sigaranın dumanı…

Gökyüzü berrak, insanlar, otomobiller, müzik dinlercesine sallanan ağaçlar ve yüzlerce kilometre öteden gelen elektriğin aydınlattığı tepe lambası…

Hayatın anekdotlarından küçük bir kareyle baş başayım.

Üşüyebilmenin hoşnutluğu var üzerimde sıcak bir günün akşamında.

Kolumdaki bilekliğe daldı gözlerim.

Takıldığı günkü duyguların kuşbakışı özetini anlatıyor her bir ilmiği, siyah, beyaz, siyah… Hızlanmaya çalışan bir otomobilin egzoz sesiyle bozuluyor fenomen.

Kirpiklerimle beraber kaldırdım şimdi başımı manzaraya doğru. Denizin üstünden yansıyan evlerin ışığındaki titrekliği ilk kez fark ettiğimi sanıyorum. Öyle olmasa bile, hiç bu kadar ürkek görmemiştim sıra sıra dizilmiş hallerindeki telaşı. Köpekler kokluyorlar birbirlerini, kimi uzaktan diğerlerine bakıyor, kimiyse kıvrılmış bir otomobilin altına, patileriyle kendini oyalıyor. Dilini anlamadığımız bu hayvanlar, acaba bizim düşündüklerimizden farklı şeyler mi düşünüyor, yoksa dilleri dönmediği için insanoğlunun zalimliğine boyun eğmek zorunda mı kalıyor… Umarım bir gün kalkar bu sır perdesi…

Şu sıralar kavram karmaşalarıyla ilgileniyorum. Kanunlaşan kuralların, değerlerin, bir insanın diğeri için düşündüklerinin kendine itirafı gibi tanımsızlıkların tam da ortasındayım. Hayatın rastlantılardan ibaret olduğu kadar da dışına çıkılamayan bir tarlada dolaşan solucanları barındırdığı fikrine ulaşıyor tüm yollar. Küllüğün kenarında bir sinek dolaşıyor. Sineğin orada bulunma olasılığı 1/1.000.000.000 olsa da, bu milyarda birlik oran zincirin halkasını bozmuyor. Eğer sinek değil de kelebek olsaydı bu canlı, bu kez zincirin halkası yine var olacak fakat olasılığı sinek olarak düşünmeden kelebek üzerinden hesaplayacaktık. Bu basit mantığı genişletirsek, trafik kazası geçiren insanın o ana kadar geçen 1 dakikalık süresini göz önüne alalım. Kafasında olan acelecilik hissi, önüne çıkan kamyon, kamyonun düşük hızda ilerleyişi, viraja yaklaşıyor olması, sinyal verip sollamayı kafasına koyması ve karşısına çıkan otomobilin 90 km/s hızda olması bu sonsuz zincirin adım adım halkalarını oluşturuyor. Hiçbir zaman bir önceki halkayı değiştirememek bizi “kader” inancına sürüklüyor. Öyle ki bu geçmişe dönmenin “şu an için” imkânsızlığı demektir. Karşıdan gelen otomobil 90 km/s değil de 80 km/s hızda olsaydı bu kaza yaşanmayacak ve o andan itibaren halkalar tamamen farklı olacaktı.

Basit görünen bu kavramlar hayatımızla kıyaslandığında cesur bir cevapla karşılaşıyoruz. Keşke denilen her şey ama her şey yaşanmak zorundadır.

Halkalar gün gelip unutulsa da (anı olarak tanımladığımız olaylar) bugün durduğumuz noktanın temelini oluşturuyorlar. Tecrübe, bu noktada zincirin diğer anlamı oluyor.

Bir hırsızın neden hırsız oluşu, bir katilin bu sonuca ulaşana kadar geçtiği aşamalar, kokladığı yemeği görmeden adını söyleyebilen hatta gördüğünde tanımasını sağlayan ardışık kareler ya “kader” kimimize göre, ya da yukarıda belirttiğimiz gibi kaçınılmaz “olasılıklar”. Tanımı her ne olursa olsun, ister kader deyin, ister rastlantı, geçmiş yaşandı ve bugün durduğumuz noktanın bir parçası.

Düşündükçe sadeleşen problemleri irdelerken, bağımsız değişken olan “zeka ve mantığın” neye göre geliştiğini bilime göre açıklayabiliriz. Genler, bebeklik dönemi, çevre vs. faktörleri bildiğimiz cevaplar. Fakat bu kadar basit olmadığı kanaatindeyim. Aynı genlerden gelen ve aynı ortamları paylaşan insanların farklılıkları kimi zaman uçurumlar oluşturabiliyor. Bu da demek oluyor ki, birbirine benzemeyen parmak izleri gibi zihin de kendine bir olasılık seçiyor ve gelişimini o yönde sağlıyor.

İnsan olmanın katı kuralları var. Mesela sinirlenme, kıskançlık, mutluluk, üzüntü, korku gibi herkeste benzer bulunan özellikler. Tabii ki düzeyleri de değişkenlik gösteriyor. Zekayı kontrol etmek birkaç adımdan öteye gitmezken, psikolojik olayları kontrol etmek doğal yahut kimyasal desteklerle istenilen düzeye taşınabiliyor. Bu noktada bir soru işaretiyle karşılaşıyorum, psikoloji ruhun kanıtı mı yoksa hafızanın içine sıkışan düşünceler bütünü mü?


Manzaraya dönmek geldi içimden. Sigaranın dumanı yükselip ay’ın önünde bulut oluşturuyor. Ya garip ya da değil… Ama gerçek…

Unutmadan değinmek istiyorum; bir insanın diğerine bakışının başlangıç noktası, kendisiyle kıyaslamanın acı yüzüdür. Bahsettiğimiz gibi psikolojinin kucakladığı kıskançlık, kelime olarak da çirkin, yordam olarak da…

Bir sineğin kelebek olma olasılığı, bir insanın o sinek olma olasılığından farksızdır…

Sigaramı söndürüp atmosferi biraz serinletmek istiyorum. Böylesine güzel bir gecede sokak köpeklerini seyretmek, her şeyden iyi gelecektir.

Esen kalın…

Murat Tahtacı

29.05.09

Submit a Comment

Captcha Captcha Reload