Pisiz

bir bir yitirdikleri oluyor insanın…gidenlerin ve terk edenlerin ardından bir cümle dahi kuramıyorsa insan, yitirdiklerini, asla unutamıyor.çayım demli, sigaram küllükte sefa sürüyor. bakıyorum da,istanbul’un serseri kokan bu semtinden pencere sadece karşı apartmanların komşusu.yıllar önce, mis kokulu bir şehrin çay bahçesindeydim tam da bugün. insana insandan yakın güvercinlerin gezindiği masamda karalanmış bembeyaz kağıtlar, şimdi yatağımın altında sap ve sarı. her şeyi geçtimgeçmiş terk edilir mi üstat? üstüne uzanıp geceleritürlü türlü rüyalarla uyandığım o kağıtların rengiinsana hiçbu kadar çeker mi… her sabah giyinip kuşanıptaksim yoluna düşüyorum ya azizim;o hiç bitmeyen yoksunluğu sankibu...

Bir eğitim çeşidi

Lafın olur olmadık geldiği anlarda biriyle bir sohbet esnasındadır öğrenci. Hangi ilhamın kaynak olduğu bilinmez de hemen hemen aynı ses tonuyla sorulur: “şimdi sen nerde okuyorsun?” “şimdi nerde okuyorsun sen?” “sen şimdi okuyorsun da nerde?” diye diye vs… Önce derin bir soluk alınır… Eldeki kadehten bir yudum çekilir. Olmadı bir ikincisi kendiliğinden gelir zaten… Sonra uzaktan eğitim’in ne olduğunu zihninde hızlı bir fotokopi makinesi edasıyla süzer öğrenci. Anlatması kolay olduğu kadar da zordur. En çok karıştırılan ise “açık öğretim” benzetmesidir… Ve ne örgün öğretim ne de ikinci öğretim olmadığını anlatmaya çalışınca...

İstanbul

stanbul’da bir işadamı gülüyor yolda. İstanbul’da bir seyyar satıcı o yolda üşüyor. Taksim’in göbeğinde otomobillerin egzozundan çıkan gri dumanlar sigara etkisi yaratıyor nikotin krizi tutana. Hafif kamuflaj sarmalar, marihuana küllüklerinde yan yatmış tütüyor. Mekan Aksaray Belki de Beyazıt Bilemedin Laleli… İş adamlarının komik kıyafetleri Kravat takıntıları Seyyar satıcıların “Çaylı” geçmeyen dakikaları… Birine sorduğumda “Aklına ilk gelen ne?” diye; Yaşanmaz! Diyor, Yaşanmaz bu şehirde de 20 milyon insan yaşıyor seve seve… İstanbul ukala bir işveren; Yaşatıyor insanları, Yaşanmaz diye diye… Sigaramı alıp cebimden, Ki cebimde olan paket sanırım; Alıp sigaramı paketin...

Doğa için çal!

Dün akşam facebook hesabımı açtığımda bir vidyo paylaşımının başlığı dikkatimi çekti. - Doğa için çal! Merak edip, huyum olmayan “oynat” butonuna bastım ve sandalyeye yaslayıp sırtımı seyretmeye başladım. Müzik yükselişe geçtikçe gözlerim buğulanmaya başladı. İçimde bir kıpırtı hissettim azar azar çoğalan. Gördüğüm insanların samimiyeti ve sadeliği “tüm maskelerin” kalkıp, hislerin tek bir noktada buluşabileceğini tekrar ve tekrar anlatıyordu sanki. Enstrumanların birleşimine alışık olan kulaklar, seslerin ve yüzlerin yan yana -iç içe olmasına da şahit oluyordu o an -gözlerinizi kapadığınızda. “Divane aşık gibi de dolanırımm yollardaKız senin sebebine, yar...

Olasılık üzerine

Balkon denizliğinde duran küllük ve kenarında, sırtını yaslamış bir sigaranın dumanı… Gökyüzü berrak, insanlar, otomobiller, müzik dinlercesine sallanan ağaçlar ve yüzlerce kilometre öteden gelen elektriğin aydınlattığı tepe lambası… Hayatın anekdotlarından küçük bir kareyle baş başayım. Üşüyebilmenin hoşnutluğu var üzerimde sıcak bir günün akşamında. Kolumdaki bilekliğe daldı gözlerim. Takıldığı günkü duyguların kuşbakışı özetini anlatıyor her bir ilmiği, siyah, beyaz, siyah… Hızlanmaya çalışan bir otomobilin egzoz sesiyle bozuluyor fenomen. Kirpiklerimle beraber kaldırdım şimdi başımı manzaraya doğru. Denizin üstünden yansıyan evlerin ışığındaki titrekliği ilk kez...

Dün gece

Saniyeler geçiyor.Duvarda mıhlı saatin midesi, tık, tık, tık…Kalbimin göğüs kafesine attığı yumruklar gibi sesi…Zamanı keşfeden bir insanın kalp atışlarından ilham alıp saati icadına hayret,İlham veriyor insana bu sesler herhangi bir şey için…Aylar sonra tekrar doğuyor içimdeki alev,Söneceği günün hesabını kalp atışlarıyla yapıyor;Ay manzara, bulut manzara… Gözlerin dikiliyor karşıma seni düşünmemeye çalıştıkça,Uzaklaşıyor ay,Dağılıyor bulutlar…Usulca beliren çerçevede;Aşk manzara, umut manzara…