Hikayeler.net Rezaleti

Sevgili Hikayeler.Net kalemdaşları… Hikayeler.net yazar ve okurluğumda eskittiğim yılların hatrına, uzun zamandır kimi kararlarımı “umarım düzelir” diye sindiriyordum. Öyle ki; bu son olaydan sonra hikayeler.net’in bir edebiyat portalından çok “oligarşi” portalı olduğu kanaati pekişti. Ne yazık ki; iyice laçkalaşan, “ehli keyf” yaptırımlar aldı başını gidiyor… Örnek : bir kar tanesi kayıyor şu an penceremin önünden…içimdense;“bir kar tanesim” diyorum,bitmeyen derdimin çemberinden… Yukarıda geçen dörtlüğün yayına alınmamasına gerekçe şuymuş : Yetersiz içerik! Şiir nedir? Ne değildir? Daha bunu bilmeyen bir insanın fikriymiş bu...

Tek Yol Devrim

Tek yol devrim”Ve ardından Yılmaz Güney,“Tek yol devrim”Darağacından Deniz Gezmiş,“Tek yol devrim”Fransa’dan Ahmet Kaya…“Tek yol devrim” Öldük, öldük, öldürüldük halkım…Ama hâla,“Tek yol devrim”“Tek yol”“Tek”“Devrim” Bize ki, ondan önce,Evrim gerek, evrim!

“A” ve “B” Aşkı

A” ve “B” harflerine dokunmadan düşünüyorum,Düşünmek istediğim seni…Şiirselse de;Kolay oluyor bu kuralın içinde her eylem;Adında yok ki “A” ve “B” harfleri. Yan cümlecik de istemiyor insan âşık olunca,Sevgili olma kuralı olmadığı için bir sevme eyleminde,Koşulsuz ihlal ediyor onu düşünme limitini…Sonra yemek yerken iştahın kaçıyor azar azar,Öğünlerin düşüyor 3’ten 2’ye..Haftalar sonra 1 çayla bir dilim peynire.. Harici kadınlar yerine,Söğüt ağaçlarıyla ilgilenmeye başlıyor insan…Aşıksın ya,Nemelazım hormonların sapıtıyor…Çöp kutularındaki erotik dergilerin üzerine atıyorsun poşeti.Libidon seni terk edip gidiyor… Aşkın tanımını arıyor insan nil nehrine bir günlük...

Bazen…

Bazen Hezarfen’e özeniyor insan…Sonra Sokrates’i düşünüyor…Özlüyor Nazım Hikmet’i…Atatürk’le bir kez oturup sohbet edemediğine yanıyor…Bazen özlüyor insan Che’yi…Hitler’in o en büyük hitabını göremediğine kızıyor…Arıyor insan Deniz’i, Mahir’i, Hüseyin’i, Yusuf’u,Ve nicelerini…Bazen insan;Kenan Evren’in bir toplantısında olmak vardı! diyor;Sonra yüz ifadesini okumak kanlı canlı“Asmasaydık da, beslese miydik?” derkenki… Bazen utanıyor insan Demirel’den,Baykal’ın 70’lik bir faşist olduğuna inanıyor da;İnanamıyor CHP’nin haysiyetsizler yemi olduğuna…İsmet İnönü’ye her hatırda “lanet” ediyor… Sesleniyor Aşık...

Daha 18′inde Bir Açlık

Loş bir ışık yanar sahnede ve genç, başı önde konuşmaya başlar:Zor bir yaşamdı benimki. Uzun ve geniş bir arenanın içinde sıkışmak gibiydi. Ne yana savrulsan, taşların arasında kalırdı ayak parmakların. Kan gibi kıpkırmızı her gecede, gözyaşların yediğin yemeğin üstüne düşerdi… Çok kırıldım bakkaldan bir paket sigara alırken, sırf 10 kuruş yetmediği için çıkıp gitmelere… Sevdiğinin yanından geçerken, açlıktan nefesin koktuğu için yanına sokulamamaya… Yoruldum ey dost, yoruldum; sevdiğin bir türküyü sazsız sözsüz çığırmaya… Hep bir insanı sevmek için yaşadım ben. Açlık da tokluk da oldu ama bir insanı sevmek en zoruydu. Tanrıya sığındım. Dua ettim. Her duayla bir adım daha...

Kişiliğe gerek yok(muş)

Sınıf, öğrencilerin gürültü patırtısıyla sallanırken sert görünümlü öğretmen kapıda beliriyor. İçeriye kızgın bir bakış atıp kürsüye geçiyor. Tebeşirle tahtaya kocaman bir (1) rakamı çiziyor.“Bakın” diyor. “Bu, kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey…” Sonra (1)’in yanına (0) koyuyor: “Bu, başarıdır. Başarılı bir kişilik (1)’i (10) yapar”. Bir sıfır (0) daha… “Bu, tecrübedir. (10) iken (100) olursunuz”. Sıfırlar böyle uzayıp gidiyor: Yetenek… disiplin… sevgi… Eklenen her yeni (0)’ın kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatıyor… Sonra eline silgiyi alıp en baştaki (1)’i siliyor.Geriye bir sürü sıfır kalıyor.Ve öğretmen son...