4 insan ve 2 çay

Beşiktaş’ta, kavşağın kenarındaki çay bahçesinde oturuyordum. Elimde önceki günden kalan gazeteyle arada bir yudumladığım çay bardağı ve çalan klasik müzik, serin bir öğle yaşatıyordu. Garsonlar ilgisiz. Sayıca azlar ve bu tasarruf müşteri memnuniyetinden daha önemli sanılmış. Telefonumun ekranına baktığımda “1 Yeni Mesaj” yazısını görmek istediğimi biliyordum. İç savaşı yoğun bir ilişkiyi ayakta tutmak, bir ülkeyi yönetmek kadar zordur. Bahçenin yanlarına ekilmiş küçük yeşillikler, kibar masalar, taş döşeli zemin ve üzerinden geçen nice insanlardan arta kalan tozlar arada bir göze çarpıyordu. Diğer masalarda oturan birçok çift hararetli tartışmalar içindeydiler. Evli olanlarla flört etmekte...

Dört nokta….

Sana doğan Aynı güneşin doğduğu bir yerdeyim… Çay içiyorum Bedenini tüm parmaklarımla kavrayıp Sana sarılır gibi…

İstanbul

stanbul’da bir işadamı gülüyor yolda. İstanbul’da bir seyyar satıcı o yolda üşüyor. Taksim’in göbeğinde otomobillerin egzozundan çıkan gri dumanlar sigara etkisi yaratıyor nikotin krizi tutana. Hafif kamuflaj sarmalar, marihuana küllüklerinde yan yatmış tütüyor. Mekan Aksaray Belki de Beyazıt Bilemedin Laleli… İş adamlarının komik kıyafetleri Kravat takıntıları Seyyar satıcıların “Çaylı” geçmeyen dakikaları… Birine sorduğumda “Aklına ilk gelen ne?” diye; Yaşanmaz! Diyor, Yaşanmaz bu şehirde de 20 milyon insan yaşıyor seve seve… İstanbul ukala bir işveren; Yaşatıyor insanları, Yaşanmaz diye diye… Sigaramı alıp cebimden, Ki cebimde olan paket sanırım; Alıp sigaramı paketin...

Garip….

Sabaha karşıİstanbul’da bir semtteyimBir diğerinden farksız günahlar çöplüğü…… Her bir kitabın kahramanlarında olanO Allah’sız şey;Bir sokak adamının da malı elbet. Bensem o adam,Ki sanki habersizim,Evim;Bir de sokakta…Neye niyet, neye kısmet… O Allah’sız şeyin diğer adıAşkmış…Öyle diyorlar…Ne kadar çoksa dillerde “o”;Yitip giden birşeyler de vardır elbetUnutuluyorsa 3. günUğrunaAğlananlarBir..Bir.. Sabaha karşıİstanbul’da;Sokağa çıkma yasağı var bu aşkta… // murat tahtacı

Dün gece

Saniyeler geçiyor.Duvarda mıhlı saatin midesi, tık, tık, tık…Kalbimin göğüs kafesine attığı yumruklar gibi sesi…Zamanı keşfeden bir insanın kalp atışlarından ilham alıp saati icadına hayret,İlham veriyor insana bu sesler herhangi bir şey için…Aylar sonra tekrar doğuyor içimdeki alev,Söneceği günün hesabını kalp atışlarıyla yapıyor;Ay manzara, bulut manzara… Gözlerin dikiliyor karşıma seni düşünmemeye çalıştıkça,Uzaklaşıyor ay,Dağılıyor bulutlar…Usulca beliren çerçevede;Aşk manzara, umut manzara…

Adana

belki kavgadır kimilerine göre, kabadır, kibardır, yoldur, uzaktır… benim içinse sadece `turuncu`’nun şehridir. `ağustos` sıcağının iki çift gözün arasından usulca akıp gittiğinin hatırasıdır. bir insandır turuncu., adının karşılığı `sevgili`dir. ağlamanın teorisidir damağında `kebap`, karşında sevgilin otururken taburede kavgacı gençlerin gözuçlarında yitirilmiş sevdalar ve her sevdanın başladığı o durakta vedalaşan renkli, susuz dudaklar… turuncu’nun memleketinde her sokak, bir aşkla anılır bir insanla başlar…