Dün gece

Saniyeler geçiyor.Duvarda mıhlı saatin midesi, tık, tık, tık…Kalbimin göğüs kafesine attığı yumruklar gibi sesi…Zamanı keşfeden bir insanın kalp atışlarından ilham alıp saati icadına hayret,İlham veriyor insana bu sesler herhangi bir şey için…Aylar sonra tekrar doğuyor içimdeki alev,Söneceği günün hesabını kalp atışlarıyla yapıyor;Ay manzara, bulut manzara… Gözlerin dikiliyor karşıma seni düşünmemeye çalıştıkça,Uzaklaşıyor ay,Dağılıyor bulutlar…Usulca beliren çerçevede;Aşk manzara, umut manzara…

Adana

belki kavgadır kimilerine göre, kabadır, kibardır, yoldur, uzaktır… benim içinse sadece `turuncu`’nun şehridir. `ağustos` sıcağının iki çift gözün arasından usulca akıp gittiğinin hatırasıdır. bir insandır turuncu., adının karşılığı `sevgili`dir. ağlamanın teorisidir damağında `kebap`, karşında sevgilin otururken taburede kavgacı gençlerin gözuçlarında yitirilmiş sevdalar ve her sevdanın başladığı o durakta vedalaşan renkli, susuz dudaklar… turuncu’nun memleketinde her sokak, bir aşkla anılır bir insanla başlar…  

Tek Yol Devrim

Tek yol devrim”Ve ardından Yılmaz Güney,“Tek yol devrim”Darağacından Deniz Gezmiş,“Tek yol devrim”Fransa’dan Ahmet Kaya…“Tek yol devrim” Öldük, öldük, öldürüldük halkım…Ama hâla,“Tek yol devrim”“Tek yol”“Tek”“Devrim” Bize ki, ondan önce,Evrim gerek, evrim!

“A” ve “B” Aşkı

A” ve “B” harflerine dokunmadan düşünüyorum,Düşünmek istediğim seni…Şiirselse de;Kolay oluyor bu kuralın içinde her eylem;Adında yok ki “A” ve “B” harfleri. Yan cümlecik de istemiyor insan âşık olunca,Sevgili olma kuralı olmadığı için bir sevme eyleminde,Koşulsuz ihlal ediyor onu düşünme limitini…Sonra yemek yerken iştahın kaçıyor azar azar,Öğünlerin düşüyor 3’ten 2’ye..Haftalar sonra 1 çayla bir dilim peynire.. Harici kadınlar yerine,Söğüt ağaçlarıyla ilgilenmeye başlıyor insan…Aşıksın ya,Nemelazım hormonların sapıtıyor…Çöp kutularındaki erotik dergilerin üzerine atıyorsun poşeti.Libidon seni terk edip gidiyor… Aşkın tanımını arıyor insan nil nehrine bir günlük...

Nasıl yani?

Selim : Hoşgeldin Deniz.Deniz : Hoşbulduk. Hoşbulduk da, ekmeğe yine zam gelmiş ne haber?Selim : Doğrudur. Memleket ayağa kalkıyor, kalkınıyor ya ona bak sen. 20-30 kuruş fazla vermişiz koymaz Müslüman adama.Deniz : Tabi, bir lokma, yeri geldi bir dua yeter de artar bile. Peki sen nereden, neresinden bakıyorsun bu kalkışa?Selim : Nasıl yani?Deniz : Yani diyorum ki, (başını öte yana çevirir) eşşek olduktan sonra semeri kemirir yine doyarız biz.Selim : Şükretmeyi bileceksin.Deniz : Haşa! Şükrediyorum zaten. Tam da bize müstahak bir çobanımız varken, otlamamak olur mu? Ne diyorum biliyor musun? Diyorum ki, biz batıyı seviyoruz hani… Hep medeniyeti onlarda görüyoruz ya! Ekmeğe de hazır zam gelmişken, pasta yesek mi ne...

Bazen…

Bazen Hezarfen’e özeniyor insan…Sonra Sokrates’i düşünüyor…Özlüyor Nazım Hikmet’i…Atatürk’le bir kez oturup sohbet edemediğine yanıyor…Bazen özlüyor insan Che’yi…Hitler’in o en büyük hitabını göremediğine kızıyor…Arıyor insan Deniz’i, Mahir’i, Hüseyin’i, Yusuf’u,Ve nicelerini…Bazen insan;Kenan Evren’in bir toplantısında olmak vardı! diyor;Sonra yüz ifadesini okumak kanlı canlı“Asmasaydık da, beslese miydik?” derkenki… Bazen utanıyor insan Demirel’den,Baykal’ın 70’lik bir faşist olduğuna inanıyor da;İnanamıyor CHP’nin haysiyetsizler yemi olduğuna…İsmet İnönü’ye her hatırda “lanet” ediyor… Sesleniyor Aşık...